Tarımsal Üretim

Buğdayın Önemi:

Hızla artan ülke nüfusumuzun beslenme sorunlarının çözümünde, sınırlı olan tarım alanlarımızdaki bitkisel üretimin verimliliğini artırmak büyük önem taşımaktadır. İnsan beslenmesinde en ön sırada gelen tarla bitkilerinden birisi buğdaydır(Triticum aestivum L.). Buğday ürününden elde edilen un, bulgur, makarna, nişasta insan beslenmesinde; buğday bitkisinin sapları ise kâğıt-karton sanayinde ve hayvan beslenmesinde kullanılmaktadır. Ülkemizde buğday yaklaşık 9.4 milyon hektar alanda ekilmekte, üretimde yıldan yıla düşen yıllık yağış miktarına bağlı olarak yaklaşık 19-21 milyon ton arasında gerçekleşmektedir. Dekardan alınan verimde 203-223 kg arasındadır.

İklim ve Toprak İstekleri:

Buğday bitkisi yetişme döneminin ilk devrelerinde düşük sıcaklık ve bol nemli hava istemektedir. Özellikle çimlenme ve kardeşlenme sırasında buğdayın istediği sıcaklık 5-10 oC, nem ise %60 kadardır. Buğday gelişmesinin ikinci devresi olan sapa kalkmada ise 10-15 oC sıcaklık ve %65 oranında nispi nem isteği olmaktadır.

Buğday bitkisi her çeşit toprakta yetişmekle birlikte genellikle yükse verim derin, killi, tınlı-killi, humusça zengin topraklardan alınmaktadır. Buna karşın makarnalık buğdayların ekmeklik buğdaylara göre daha fakir topraklarda yetiştirilmesi mümkün olabilmektedir.

Toprak İşleme:

Toprak işleme buğday tarımında kaliteli ve bol ürün alabilmek için en önemli işlemlerden ilkidir. Ekilen tohumluğun zamanında ve yeknesak bir şekilde çimlenebilmesi için tohum yatağı özenle hazırlanmalıdır. Buğday tohum yatağı hazırlığında, örneğin Trakya’da ayçiçeği-buğday ekim nöbeti içersinde, topraktaki organik maddenin korunması ve ekonomik olması açısından azaltılmış toprak işlemesi yapılması uygundur. Bu yöntem ile yapılacak tohum yatağı hazırlığında ayçiçeği hasadından sonra tarlada kalan sap artıkları, sap parçalayıcı ile parçalayarak ve goble disk ile 10-15 cm arasında derinlikte işleyerek toprağa organik madde olarak dönüşmek üzere iyice karıştırılmalıdır. Çiftçilerimiz kesinlikle çok nemli toprak koşullarında buğday ekimi için pulluk ile sürüm yapmamalıdırlar. Bunun için atalarımız “sürme tarlayı çamura döner sonra demire” demişlerdir.

Gübreleme:

Buğday tarımında bilinçli ve dengeli bir gübreleme yapmak için üreticilerimiz, ekecekleri tarlayı temsil edecek şekilde, usulüne uygun alacakları toprak örneklerini analiz yaptırarak kendilerine önerilen tavsiyeye göre gübreleme yapmalıdırlar.

Fosforlu gübreler ekimle veya ekimden önce toprağa verilmelidir. Azotlu gübreleme, azotun topraktan yıkanmaması için üçe bölünerek yapılmalıdır. Azotun birinci kısmı ekimden önce veya ekimle birlikte 20-20-0 gibi kompoze gübrelerden birini kullanarak dekara 20-25 kg arası, ikinci kısmı şubat ayı sonunda üre(%46 N) formunda 8-10 kg/da arası ve son üçte birlik kısmı da mart ayı sonunda amonyum nitrat (%26 N veya %33 N) formunda 16-20 kg/da arası tarlaya serpme suretiyle verilmesi uygundur.

Buğday tarımında, fosforlu, potasyumlu, çinkolu, kalsiyumlu ve kükürtlü gübrelerin ekimden önce toprağa verilmesi, bitkilerin ileri ki büyüyüp gelişmesi sürecinde kolay ve yeterli alınmasını sağlamaktadır. Yapılan yetiştirme tekniği araştırmalarına göre, Trakya’da yıllık 600 mm yağış alan tarım alanlarında, dekardan alınacak buğday tane verim hedefi olarak kuruda yani doğal yağış koşullarında 500 kg/da olduğunda 14 kg/da saf azot ve sulu tarım koşullarında 700 kg/da ve üzeri olduğunda 16 kg/da saf azot ve 4-5 kg/da arası saf fosfor dozları yeterli olmaktadır., buğday ürününün verim ve kalitesi üzerine en çok etkisi olan azotlu gübrelerin ideal uygulaması üçe bölünerek yapılmaktadır.

Buğday tarımında birinci azotlu gübre uygulamasında, azotun üçte biri ekimden önce veya ekimle birlikte topraktaki noksan olan besin maddelerine göre, azot(N) ile fosforu(P) birlikte bulunduran(NP) 18.46.0, çinko katkılı(NP+Zn) 20.20.0+(%1 Zn) veya ekin gübresi olarak isimlendirilen azot, fosfor, potasyumun yanında kalsiyum ve kükürt içeren (NPK+Ca+S) 10.25.5+(%5 CaO)+(%15 SO3) kompoze gübrelerin herhangi birinden dekara 25 kg/da civarında verilebilir. İkinci azotlu gübre uygulamasının diğer üçte biri buğdayın kardeşlenme döneminde şubat ayı içinde üre(%46 N) formunda 10-12 kg/da arası ve üçüncü azotlu gübre uygulamasının son üçte birlik kısmı da mart ayı sonunda bitkilerin kaleme diğer bir deyişle sapa kalkma öncesi amonyum nitrat (%33 N) formunda olmak üzere 15-20 kg/da arası tarlaya verilmesi uygundur.

Buğday Tohumluğu ve Dekara Ekilecek Miktarı:

Buğday tarımında yüksek ve kaliteli ürün alabilmek için sertifikalı tohumluk kullanımı çok önemlidir. İyi bir tohumluk bölge şartlarına uyan, önceden ekileceği bölgede denenmiş, değirmencilerin istediği, tescilli veya üretim izinli, verim potansiyeli ve sürme hızı yüksek, taneleri dolgun, hastalık (sürme gibi) ile zararlılara (Zabrus sp. gibi) karşı ilaçlanmış olmalıdır.

Ekilecek tohumluk miktarı, buğday çeşidinin kardeşlenme kapasitesi, bin tane ağırlığı, çıkış gücü ve tohumun saflığına göre 1 m2’de 500 canlı tane olacak şekilde hesaplanmalıdır. Dekara atılacak tohumluk miktarı çeşitten çeşide ve tohum iriliğine göre değişmektedir. Trakya’da dekara atılacak tohumluk miktarı Örneğin 16-25 kg arasında değişmektedir.

Ekim Zamanı:

Buğday tarımında ekim zamanını belirleyen en önemli faktörlerden biri de tohum yatağındaki toprak sıcaklığıdır. Toprak sıcaklığının 8-10 oC olduğu zaman ekim yapılırsa kök gelişmesi hızlı ve kök tacı da derin olur. Bu uygun zamandaki ekim, soğuğa ve kurağa karşı dayanıklılığı artırır. Erken ekimde, geç ekimde kış dönemindeki şiddetli soğuklardan bitkinin zarar görmesine neden olacağı için sakıncalıdır. Örnek olarak, Trakya bölgesi için en uygun ekim tarihi 15 Ekim - 15 Kasım tarihleri arasıdır.

Ekim Derinliği:

Kışlık buğday ekimi 5-6 cm derinliğe yapılabilir. Ekilecek tohumluğun bin tane ağırlığına veya iriliğine bakarak bu derinlik küçük tohumlarda 4-5 cm, iri tohumlarda 5-6 cm olabilir.

Ekim Yöntemi:

Buğday ekiminde çoğunlukla üreticilerimiz, modern kombine veya üniversal ekim makinalarını (mibzer) kullanmaktadırlar. Buğday ekim makinaları ark tabanına ekim yapan baskılı, düz ve kombine olabilmektedir. Bugün ülkemizde yerli imalat, her bölgeye ve toprak koşullarına uygun ekici ayak tipi alttan yaylı, balta veya diskli ekim makinelerini bulmak mümkündür.

Ekim Nöbeti (Münavebe):

Tarım yapılan alanlarda aynı bitkinin aynı tarlaya üst üste ekilmesi toprağın fakirleşmesine ve o bitkinin hastalıklarının artmasına neden olmaktadır. Buğday, sürdürülebilir tarım açısından aynı tarlada kök hastalıkları, ekin kurdu (zabrus), buğday sineği gibi zararlılar ile mücadele ve toprakta verimin korunması için mutlaka her yıl veya en az iki yılda bir ayçiçeği, Macar fiği, kanola, kavun, karpuz, soğan, fasulye, mısır gibi ürünlerle ekim nöbetine girmelidir.

Yabancı ot Mücadelesi:

Buğday tarlasında kimyasal mücadele, yabancı otların 2-4 yaprak olduğu erken devrede yapılması tane verimini % 20-30 arasında artırmaktadır. Çiftçilerimiz tarlalarında görülen yabancı otların dar veya geniş yapraklı olmasına bağlı olarak doğru yabancı ot ilacını alarak, zamanında, tavsiye edilen dozda, uygun su miktarı ile rüzgârsız havalarda kullanmalıdırlar. Chlorosülforon grubu gibi dekara 1-3 gram arası çok düşük dozda kullanılan ve toprakta uzun süre kalıcı etkileri olan ilaçlar kullanırken bir sonraki ürüne olumsuz tesirlerini önlemek için, özellikle organik maddece fakir kumsal arazilerde çok dikkatli olunmalıdır.

Hastalıklarla Mücadele:

Buğday tarlaları özellikle ilkbahar mevsiminde her hafta kök, külleme, pas gibi özellikle Trakya bölgesinde yaygın olan mantari hastalıklar için kontrol edilmelidir. Hastalıktan şüphelenme durumunda uzmanlarına haber verip gereki kimyasal mücadele muhakkak yapılmalıdır. Buğday ekilişlerinde görülebilecek ekin kurdu(zabsrus sp.) ve süne(Eurygaster spp.) gibi zararlılara karşı zirai mücadele uzmanları tavsiyeleri doğrultusunda zamanında yapılmalıdır.

Yaprak Gübreleri:

Buğday tarımında yaprak gübre uygulamaları, ilgili uzmanlara danışarak besin maddesi noksanlığından emin olunan buğday tarlalarına, ruhsatlı, TSE belgeli ve ihtiyaç duyulan besin maddesini karşılayacak formülasyonda olanları tercih edilmelidir. Yaprak gübreleri ambalajı üzerinde bulunan kullanma talimatına göre doğru oranda su ile karıştırılarak uygun bir pülverizatörle ve rüzgârsız günlerde akşam saatlerinde uygulanmalıdır.

Sulama:

Buğday tarımında sulama, nisan ve mayıs ayının kurak geçtiği yıllarda, imkânı olan yerlerde, gebeleşme ve süt olum dönemlerinde yağmurlama sulama gibi uygun bir yöntemle yapılmalıdır. Kurak geçen yıllarda sulama yapılması, kuru koşullara göre buğday tarımında %100 verim artışı sağlamaktadır. Bitkiler suya, en fazla sapa kalkma dönemi ve süt olum döneminde ihtiyaç duymaktadırlar.

Hasat:

Buğday tarımında biçerdöver ile hasat, danedeki rutubet % 13-15 dolaylarında iken yapılır. Hasat zamanı geldiğinde buğday bitkisi tam olum devresindedir ve tümüyle saman rengini alır. Hasada erken girilmesi üründe kurutmayı gerektirir, geç kalınması ise hasat kayıplarını artırır.

TANIMI VE TOPRAK İSTEĞİ

Arpa tek yıllık bir uzun gün bitkisidir. Fakat değişik gün uzunluklarına da uyabilir. Arpa, tahıllar içerisinde en çok kardeşlenenlerdendir. Olağan durumda 5 - 8 kardeş verir. Bitki boyu ortalama 35-100 cm kadardır. Başakları ortalama 8 - 15 cm boyunda olup 2, 4 ve 6 sıralıdırlar. Çiçeği kavuz ve kapçık sarar, kavuzlu arpalarda bunlar daneye yapışıktır ve harmanda ayrılmazlar. Danenin ortalama % 10 - 13 kadarı kavuzdur. Dane yapısında % 9 - 13 ham protein, % 67 kadarda karbonhidrat bulunur. Arpa serin iklim tahılları içerisinde buğdaydan sonra en çok ekimi yapılandır.

Arpa daha çok hayvan yemi olarak kullanılır. Yem olarak değeri mısırın % 95'i kadardır. Yemlik arpalarda protein oranının fazla olması istenir. Kavuzun fazla olması besleyicilik değerini düşürür.
Kullanıldığı önemli alanlardan biri de malt sanayidir. Bira üretimi için gerekli olan malt iki sıralı beyaz arpalardan elde edilmektir. Biralık arpalarda protein oranının düşük olması gereklidir (% 9 -10.5).
Yurdumuzda yetiştirilen arpaların çoğunu biralık arpalar oluşturmaktadır. Tarımsal işlemlerin gereği gibi yapılması durumunda kaliteleri daha da yükselecek ve ihraç etme olanakları da doğacağından, ülkemize döviz getiren tarım ürünlerinden biride arpa olacaktır.

İKLİM VE TOPRAK İSTEĞİ

İklim İsteği

Arpa, fazla soğuk ve fazla sıcak olmayan, nispi nemi yüksek olan yerlerde iyi gelişir. Sıcaklığı 0 oC nin altına düşmeyen ve 18 - 20 oC'nin üzerine çıkmayan, nispi nemi % 70 - 80 olan yerler arpa için çok uygundur.

Toprak İsteği

Arpa için en uygun topraklar, organik maddece zengin, milli, havalanması ve nemliliği uygun, nötr reaksiyonlu (PH'ı 5 ile 8) topraklardır.

EKİMİ

Bu nedenle Arpa nadas sisteminde, arpa hasadını müteakip hiçbir toprak işlemesi yapılmadan, ekim sahası kışı geçirdikten sonra, erken ilkbaharda Mart ayının ikinci yarısından itibaren toprak uygun tava geldiğinde soklu pullukla derin sürüm yapılır.

Daha sonra sonbaharda diskharrow + tırmık ve tapan çekilerek tohum yatağı hazırlanır. Arpa-Mercimek ekim nöbetinde ise; mercimek hasadından sonra toprak gölge tavındayken derin sürüm yapılır. Daha sonra sonbaharda diskharrow + tırmık ve tapan çekilerek tohum yatağı hazırlanmış olur. sonbaharda ön bitki hasadından sonra, bitki kalıntıları temizlenmeli veya uygun alet ekipmanla parçalanmalı, bundan sonra döner kulaklı pullukla derin sürüm yapılıp, toprağa karıştırılmalıdır. Daha sonra diskharrow ve tırmık çekilerek keseklerin kırılması sağlanır. Kesekler kırıldıktan sonra orta ağırlıkta bir tapan çekilerek, tohum yatağı hazırlanır.

Ekim

Ekim mibzerle yapılmalıdır. Ekim derinliği, çimlenme için yeter nemi ve havalanmayı sağlayacak düzeyde ayarlanır. Genellikle kışlıklarda ekim derinliği 4 - 6 cm, yazlık ekimlerde 3 - 4 cm olmalı ve m2' ye kışlık ekimlerde 300 - 350 tane, yazlık ekimlerde 350 - 400 tane tohum düşecek şekilde hesaplanmalıdır. Bu ise kuru koşullarda 14 - 16 kg/da, sulu koşullarda ise 12 - 14 kg/da arasında değişebilir (Tohumun 1000 dane ağırlığına göre). Ekim kardeşlenmenin yüksek olduğu taban ve sulu arazilerde daha seyrek yapılabilir.

Gübreleme

Arpa gübreleme genelde buğday gibidir. Kuru koşullarda 5 - 6 kg/da N, 7 - 9 kg/da P2O5, sulu koşullarda ise 12 - 14 kg/da N, 10 - 12 kg/da P2O5, karşılığı azotlu ve fosforlu gübre uygulanmalıdır.

Fosforlu gübrenin tamamı ekim esnasında mibzerle banta, azotlu gübrenin yarısı ekimde, yarısı da kardeşlenme başlangıcında toprak yüzüne serpilmek suretiyle verilmelidir.

Sulama

Arpanın su ihtiyacı buğday kadar olmamakla beraber, bol verim ve kaliteli ürün için yeterli miktarda da toprak emine ihtiyaç vardır. Arpada sulama yapılacaksa birinci su sapa kalkma ikinci su süt olumu devresinde olmak üzere iki su verilir. Tek su verilecek ise süt olum devresinde tatbik edilmelidir. Sulamada tatbik edilecek husus bitkinin gelişme devresinde, yağışların yeterli olmadığı dönemlerde arpanın toprakta ihtiyacı olan suyun, sulama suyu ile karşılanmasıdır.

HASTALIKLARI, ZARARLILARI VE MÜCADELESİ

Hastalıkları

Arpa Kapalı Rastığı: Mantari bir hastalıktır. Buğday sürmesine benzer. Hasta bitkinin daneleri katı ve siyah rastık parçaları olur. Ekimden önce tohumlar civalı ilaçlarla ilaçlanmalıdır.
Arpa Açık Rastığı: Mantari bir hastalıktır. Hasta bitkinin başakları siyah bir toz kitlesi durumundadır. İlaçlı mücadelesi yoktur. Dayanıklı çeşitler ekilmeli ve ekim nöbeti uygulanmalıdır.

Zararlıları:

Yabancı Otlar: Buğdayda zararlı olan yabancı otlar, arpada da verim düşüklüğüne sebep olur. Yabancı otlarların 3 - 5 yapraklı olduğu devrede yabancı ot mücadelesi yapılmalıdır.

Hasat, Harman ve Depolanması

Arpada hasadı geciktirmek hem verimi arttırır, hem de su oranının düşmesini sağlar. İyice kurumadan hasat edilmiş arpa ürününde kavuzlar kolayca renk atar, kalite düşer. Hasat tırpan veya orakla yapılıyorsa, kırılmasını önlemek için, hasada sabahın erken saatlerinde çiğli havada girilmelidir.

En iyi hasat biçerdöverle yapılanıdır. Bu taktirde tam olumu fazla geciktirmemelidir. Biçerdöverle hasatta özellikle biralık arpalarda danenin kırılmaması için, biçerdöver ayarı önem kazanmaktadır. Arpanın depolanmasında ambar olarak kullanılacak bina rutubet almayan kuru, havadar ve aydınlık bir yer olmalıdır. Depoya getirilen arpanın su oranının %12 - 14 altında olması gerekmektedir. Deponun ısısı ise +4oC civarında olmalıdır. Ambara konulacak arpa içerisinde, kızışmaya sebep olmaması için yabancı tohum bulunmamalıdır.

TRİTİKALENİN ÖNEMİ

Tritikale, buğday x çavdar melezinden ABD, Polonya, Kanada ve Meksika gibi bir çok ülkede uzun süre devam eden ıslah çalışmaları sonucu marjinal, fakir tarım alanlarından dekardan alınan verimi artırmak suretiyle, hızla artan Dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamak amacıyla geliştirilmiştir.

İklim ve toprak isteği:

Tritikale serin iklim biştkisidir. Tritikale her tür toprak koşulunda yetişir. Taşlı, derinliği az, meyilli, çorak, asitli topraklara dayanıklı olup; özellikle kıraç koşullarda buğdaya ve arpaya göre daha verimli olmaktadır. Tritikale tarımında toprak hazırlığı buğdaybitkisinde olduğu gibidir.

Tritikale her tür toprak koşulunda yetişmesine rağmen, özellikle kıraç koşullarda buğdaya ve arpaya göre daha verimli olmaktadır. Tritikale tarımında toprak hazırlığı buğday bitkisinde olduğu gibidir. Azaltılmış toprak işlemesi ve sürdürülebilir tarım ilkeleri doğrultusunda pamuk, mısır, ayçiçeği, gibi yazlık ürünlerin hasadından sonra bitki artıkları tarlada goble disk ile iyice parçalanıp toprağa karıştırılarak 10-12 cm derinlikte yüzeysel işlenmiş bir tohum yatağı hazırlanır. Gerekirse tarla yüzeyi tırmık yardımıyla düzgün hale getirilir.

Tritikale, Anadolu’nun iç bölgelerde ve Trakya’da ekim ayında, Akdeniz-Ege sahil kuşağı ile Güneydoğu Anadolu’da kasım ve aralık aylarında ekilebilir. Dekara 20 kg civarında tohum yeterli olmaktadır. Normal hububat mibzeri ile 5-6 cm derinliğe ekim yapılabilir. Ekim öncesi tohumluklar sistemik ilaçlarla sürme gibi hastalıklara karşı ilaçlanmalıdır.

Gübreleme:

Tritikale tarımında en doğru gübreleme önerisi, toprak analizi sonuçlarına göre yapılabilir. Genel bir gübreleme önerisi olarak dekardan 600 kg ve üzeri dane verimi hedeflendiğinde, kuru koşullarda 12 kg/da, sulu koşullarda 14 kg/da saf azot yeterli olmaktadır.

Tritikale Tarımında Kuruda ve Suluda Kullanılacak Gübre Dozları:

Tritikale tarımında yeterli ve dengeli bir gübreleme için kuru ve sulu şartlarda uygulanabilecek gübre form ve dozlarının çeşitli seçenekleri aşağıda Çizelge 1’ de belirtilmiştir. Fosforlu gübrelerin ekimden önce toprağa verilmesi, bitkiler tarafından ileri ki gelişme dönemlerinde kolay ve yeterli alınmasını sağlar.

Azotlu gübrelerin tiritikale üretiminde ideal uygulanması üçe bölünerek yapılır. Kuruda birinci uygulamada üçte biri ekimden önce veya ekimle birlikte Amonyum sülfat (%21) veya 18-46-0 ile 20-20-0 kompoze gübrelerinden birini kullanarak dekara 20-23 kg, ikinci uygulamada diğer üçte biri Şubat ayı sonunda üre formunda 8-10 kg/da , son üçte birlik kısımda Mart ayı sonu veya Nisan ayı başında Amonyum nitrat (%26) formunda olmak üzere 16-18 kg/da hesabıyla tarlaya verilmesi uygundur.

Sulu koşullarda ise dekardan alınması hedeflenen verim daha yüksek olduğundan kuru koşullarda kullanılan gübre miktarların üzerine 2-3 kg/da daha ilave edilebilir.

Çizelge 1. Tritikale tarımında kuru ve sulu şartlarda toprağa uygulanabilecek gübre form ve dozlarından bazı seçenekler.

Uygulama No

Uygulama Zamanı

Gübre Formları

Dekara Uygulanacak Gübre Miktarları (kg/da)

KURUDA

SULUDA

1

Ekimde

A.Sülfat (%21 N) , 18-46 veya 20-20

20-23

23-26

2

Şubat sonu

Üre (% 46 N)

8-10

10-12

3

Mart sonu

A.Nitrat (% 26 N)

16-18

18-20

Dekara 22-23 kg. tohum kullanılmalıdır. Ekimden önce sistemik tohum ilaçla ile tohum ilaçlanmalıdır.Gübrelemede toprak tahlili esastır. Başka türlü tavsiye edilmemişse ekim sırasında dekara İç Anadolu Bölgesinde kuruda 6-7 kg P2O5 ve 2-3 kg. N ( 15 kg. DAP veya 15 kg. TSP + 15 kg % 21’lik amonyum sülfat ) tavsiye edilir. Yağışın daha yüksek olduğu geçit bölgelerinde veya bir sulama yapılması halinde dekara 8-9 kg. P2O5 ve 3-4 kg N ( 20 kg. DAP veya 20 kg. TSP + 15 kg % 21’lik amonyum sülfat ) uygulanmalıdır.

Toplam N miktarı bahar mevsiminde dekara kuruda 6-7 kg. yüksek yağışlı veya bir kez sulanabilen alanlarda 9 kg.a tamamlanmalıdır. Bu amaçla kuruda erken dönemde ( Şubat-Mart ) dekara 20 kg. amonyum sülfat ( % 21 N ), 10 kg. üre atılabilir. Kuruda fazla gübre kullanılmamalı ve gübre uygulaması mümkün olduğunca erken yapılmalıdır. Yağışlı yıllarda kullanılacak üst gübre miktarı birkaç kg fazla tutulabilir.

Yağışın yüksek olması veya bir sulama halinde yapılacak üst gübrelemede erken dönemde dekara 25 kg. amonyum sülfat veya 12 kg. üre kullanılabilir. Daha geç yapılacak gübrelemede, 17 kg. % 33’lük amonyum nitrat veya 20 kg. % 26’lık amonyum nitrat uygulanabilir. Sulama halinde bir miktar gübrenin geç döneme bırakılması kaliteli dane elde etmede faydalı olabilir. Bu durumda erken dönemde tek uygulamada kullanılan mitardan daha az miktarda üre ( 8 kg/da ) veya amonyum sülfat ( 17 kg/da ) uygulanarak geri kalan kısmı daha sonra amonyum nitrat ( dekara % 33’lükten 5 kg. veya % 26’lıktan 7 kg.) ile tamamlanabilir.

Bir su verilecek alanlarda suyun mümkünse sapa kalkma döneminde verilmesi uygun olur. Fazla sulama bu çeşitte yatma problemlerine sebep olabilir. Dane dökme problem olmadığı için hasat kaybı düşüktür.

Ekim Alanı ve Üretimi Yeni bir tür olan tritikale dünyada giderek artan bir ekim alanına sahiptir. Ekim alanı ve üretim miktarları bir çok ülkede henüz resmi istatistiklere girmemiş olasına rağmen, bugün büyük bir kısmı gelişmiş ülkelerde olmak üzere, 2,9 milyon hektardan fazla bir alanda tritikale ekimi yapılmaktadır (Tablo 1). Özellikle Polonya ve eski SSCB gibi problemli topraklara sahip olan ülkelerde tritikale geniş bir ekiliş alanına sahiptir. Dünya da ki toplam tritikale ekim alanının %80’i kışlık, yüzde 20’si ise yazlık olarak ekilmektedir.

Tritikale tarımında yüksek verim alabilmek için iyi bir toprak hazırlığı, zamanında ekim, toprak analizine dayalı bir gübreleme, doğru bir yabancı ot mücadelesi ve zamanında hasat yapılmalıdır.

Tritikale Tarımında Yabancı Ot Mücadelesi:

Tritikale tarımında yabancı ot mücadelesi özellikle yabancı otların 2-4 yaprak olduğu erken devrede yapılması çok önem taşır ve yapılması % 20-30 oranında daha fazla verim alınmasını sağlar. Hızlı gelişme yeteneğine sahip yabancı otlar özellikle Mart ayının ikinci yarısında faydalı tarla alanını hızla kaplar ve tritikale bitkisinin gelişmesini engelleyerek ve bitki besin maddelerine ortak olarak önemli oranda zarar yaparlar.

Tritikale tarımında yabancı ot mücadelesi aynı buğday tarımında olduğu gibi kültürel tedbirlerle ve kimyasal yöntemlerle yapılmaktadır. Kimyasal yol ile yabancı ot kontrolünde tarlada bulunan yabancı ot türüne göre seçilecek herbisitler, ekim sonrası veya çıkış sonrası ilkbaharda otların 2-4 yaprak devresinde kullanılabilir.

Hasat ve Depolama:

Tritikale hasadı, normal buğday hasadı için ayarlı biçer döğer ile yapılabilir. Bitkiler hasat olumuna geldiğinde gündüzleri sabah çiğ kalkınca saat 10'dan sonra buğday gibi normal yükseklikten hasadı yapılır. Buğdayla yaklaşık aynı zamanda hasat yapılmaktadır. Hasatta danelerdeki rutubet %12’nin altında olması, emniyetli bir depolama için gereklidir. Tahılların tümünde olduğu gibi ürün depoları temiz olmalı, depo içi sıcaklık 28 oC altında ve ürün rutubeti %12’nin altında olmalıdır.

HASTALIK VE ZARARLILARI

Tritikale ekim alanlarının artmasıyla buğday ve çavdar hastalık ve zararlıları tritikale üzerinde potansiyel bir epidemi problemi olarak kabul edilmektedir. (Singh and Saari, 1991). Tritikale pas (Puccinia spp.), Septoria tritici, rastık (Ustilago spp., Urocystis spp.), sürme (Tilletia spp., Neovossia spp.), külleme (Erysiphe graminis), göçerten (Gaeumannomyces graminis), kök çürüklüğü, tahıl kist nematodu (Heterodera avenae), Rus buğday afidi (Diuraphis noxia), arpa sarı cücelik virüsü, buğday mozaik virüsü ve arpa çizgili mozaik virüs hastalık ve zararlılarına karşı dayanıklı olduğu bildirilmiştir.

Dayanıklılığı yetersiz görüldüğü Fusarium spp., Septoria nodorum, Helminthosporum spp., göz lekesi (Cercosporella herpotrichoides), ve baktariyel hastalıklara (Xanthomonas spp. ve Pseudomonas spp.) karşı dayanıklılığın geliştirilmesi dayanıklılık ıslahının önceliklerini oluşturmaktadır.

Tritikalenin Ergot hastalığına karşı dayanıklılığı çavdardan daha fazladır ve bu zaman içinde tritikaledeki üretkenliğin artmasıyla daha da artmıştır. Yapılan bir çalışmada, Konya bölgesinde en yaygın kök ve kök boğazı çürüklüğü etmenleri olan Fusarium culmorum, Drechslera sorokiniana, Fusarium moniliforme ve Rhizoctonia cerealis’e karşı tritikale çeşidinin,Tatlıcak 97, aynı denemde kullanılan buğday ve arpa çeşitlerinden daha dayanıklı olduğu belirtilmiştir.

Yulafın Kökeni

Yulafın vatanını Decandolle Doğu Avrupa ve Tataristan; Hausknecht ise orta Avrupa olduğunu iddia etmektedir. Meşhur tasnifçi Kornicke ise Güney Avrupa ve Doğu Asya olarak göstermektedir.

Yulafın Anadolu’da yetiştirilmesi de oldukça eski bir maziye dayanmaktadır. On yedinci asırda yaşamış olan yunan yazarı Galenus eserinde Anadolu’da yulaf yetiştirilmesinden uzun uzadıya bahsetmiştir. Yulafın insanlar tarafından bilhassa dane verimi için ziraata alınması diğer buğdaygiller kadar eski değildir.

Yulafta çavdar gibi buğday ve arpaya göre yeni bir kültür bitkisidir. Yulafın Anadolu’da önceleri yabani ot olarak yeşil yem ve yapay otlaklarda kullanılması ekimin artmasına neden olmuştur.

Yulafın Yeri ve Önemi

Yulaf toprak seçiciliği çavdardan sonra en az olan serin iklim tahıl cinsidir. Yeterli nemi olan fakir topraklarda bile yetiştirilebilmektedir. Yulaf bataklık alanların tarım arazisine çevrilmesinde kullanılabilecek bitkilerden biridir.

Ülkemiz tarımında yulafın oldukça eski bir yeri vardır. Selçuklu ve Osmanlılar yulaf yetiştiriciliğine büyük önem vermişlerdir. Kıtlık yıllarında yulaf Anadolu’da ekmeklik tahıl olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde yulaf ekim alanları 1960-65 yıllarına kadar sürekli artış göstermiş 400.000 ha ekim alanına ve 600.000 ton üretime ulaşılmıştır.

Yulaf ekim alanları ve üretim miktarları dünyada ve ülkemizde önemli bir azalma göstermiştir. Ülkemizde son yıllarda önemli bir değişim göstermemekle birlikte 1960’lı yıllara göre azalmalar meydana gelmiştir. Ülkemizde en fazla yulaf üretimi Marmara Bölgemizde gerçekleşmektedir. Kocaeli ve Konya illerimizde yulaf üretim miktarı yüksek olup en fazla verim Yalova ilinde sağlanmaktadır.

Yulafın Bitki Özellikleri

Yulaf danesi tıpkı buğdayda olduğu gibi önce üç kökçük verir. Fakat kısa bir zaman sonra beş-altıya çıkar ve bundan kısa bir müddet sonra kaybolarak yerlerine toprak yüzüne yakın boğumlardan yeni kökler meydana gelir. Buğdaygiller içerisinde en kuvvetle kök sistemine sahip olan tahıl yulaftır. Çimlenme zamanında bile yeni kökler meydana geldiği gibi mevcut kökleri de hayatta kalır.

Yulafta köklerin çoğu toprağın 20-25 cm derinliğe yayılmıştır. Yulafta kök sisteminin kuvvetli olmasından ötürü toprakta mevcut besin maddelerinden diğer buğdaygillere nazaran daha çok faydalanır.

Yulafın kardeşlenmesi orta derecelidir. Gövdesi ortalama 70-80 cm kulakçığı yoktur.

Yulafta dane rengi beyaz ve grimsidir. Sarı boyu 20-23 mm kadardır. Bin dane ağırlığı 19-30 gr dır.

Hektolitresi 50-55 kg tartar kavuz nispeti %27-29 dur.

İklim ve Toprak İstekleri

Serin iklim tahılları içerisinde sıcaklığı 15 0C yi geçmeyen serin bir hava ve yüksek nem ister. 1 g. Kuru madde üretimi için tükettiği su miktarı 600 g. civarındadır. Yıllık yağışı 700-800 mm olan yöreler yulaf tarımı için en uygundur.

Kurağa dayanıklı olmayan yulaf en düşük büyüme sıcaklığında uzun süre kalması gerekir.

Yüksek bir verim için toprakta bitki besin maddelerinin yeterince bulunması gerekir. Killi-tınlı kumlu-bol humuslu topraklar yeterli nem bulunursa yulaf yetiştiriciliği için uygundur. Yulaf toprak tuzluluğuna da oldukça dayanıklı bir bitkidir.

Ekim Nöbeti

Yulaf bitkisinin kökleri toprakta güç eriyen fosforlu ve potasyumlu bileşikleri çözerek bu maddelerden kolayca yararlanabilmektedir. Güçlü kök sistemi ile yulaf toprakta fazla miktarda organik madde bırakır. Bu nedenle iyi bir ekim nöbeti bitkisidir.

Yulaf karışık ekime de uygun bir bitkidir. Yonca ve üçgüllerle karışık olarak ekildiği zaman bu bitkileri güneşten koruyarak daha iyi gelişmelerini sağlar. Yulaf fiğ karışımları yem üretiminde (kuru ot yada silaj) önemli bir yere sahiptir. Yulaf ayrıca yeşil gübre olarak da kullanılmaktadır.

Toprak Hazırlığı Bakım ve Gübreleme

Yulaf tarımında toprak işlemenin zamanı ve yöntemi; ön bitkiye yörenin yağış-sıcaklık ilişkilerine ve tarlanın otlanma durumuna göre değişmektedir.

Yulaf serin iklim tahılları içinde en çok su tüketen bitki olduğundan toprakta bol su biriktirilmesi sağlanmalıdır.

Yulaf ekimi kuru tarım alanlarında ekimi derin yapmak uygundur. Tohumluğun 1000 tane ağırlığı 25 g’ın altında olması istenmez. Dekara 17-18 kg tohum yeterlidir.

Yulafın ilk gelişme dönemi ve besin maddesi alımı yavaştır. Gelişmenin başlangıcında yavaş olan azot alımı diğer yarısı başaklanmaya kadar verilmelidir.

Hasat ve Harman

Yulaf tarımında en uygun hasat zamanının seçilmesi önemlidir. Kardeşlenme fazla olduğundan öteki serin iklim tahıllarına göre daha uzundur. Yulaf genellikle ana saptaki tanelerin sarı olum ile tam olum arasında olduğu devrede biçilmelidir. Saplar hasat sonrasında tarlada 3-5 gün yeterince kurutulduktan sonra harman edilmelidir.

Harmandan sonra elde edilen taneler belli bir süre kurutulduktan sonra depolanmalıdır. Eğer yulaf kuru ot için yetiştirilmişse sarı olumdan biraz önceki dönemde biçilmelidir. Kışlık yulaflar daha fazla tane ve saman verimi sağlamaktadır.

Yulafın Değerlendirilmesi

Düşük üretim maliyeti ve tanelerinin besin değerlerinin yüksek olması nedeniyle yulafın kahvaltılık olarak kullanımı ve evcil hayvanların beslenmesindeki önemi giderek artmaktadır. Yulafın başlıca kullanım alanları aşağıda özetlenmiştir:

Hayvan Yemi

Yulaf öncelikli olarak hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Her türlü hayvan için çok iyi bir yem olan yulaf tanesi civciv ölümlerinin azalmasını sağlamaktadır.

Yulaf samanı organik ve mineral maddelerce buğday ve arpa samanından daha üstündür.

İnsan Gıdası:

Yulaf insan beslenmesinde de kullanılmaktadır. Yulaf unu salça ve ekmek yapımında yulaf tanesi kullanılmaktadır.

Yulaf tanesinin protein demir ve kalsiyum içeriği yönünden zengin oluşu besleyici değerini artırmaktadır.

Gıda ve Tıpta Kullanımı:

Yulaf plastik maddelerin çözülmesinde ve dezenfektan olarak kullanılmaktadır.

YULAF YETİŞTİRİCİLİĞİNDEKİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI 

Bu denli önemli bir bitki olan yulafın ülkemiz tarımında yeterince yer alamayışının başlıca nedenleri aşağıda özetlenmiştir.

Kışlık çeşitlerin üreticiye yeterince ulaştırılamaması; Türkiye’de güvenilir kışlık yulaf çeşitlerinin ekimi yalnız kıyı bölgelerimizde yapılabilmektedir. Bu bölgelerde ise yulaf öteki tarla bitkileri ile ekonomik olarak yarışamamaktadır. Asıl tahıl ekim alanlarımız olan iç bölgelerimizde yetersiz yağış nedeniyle düşük verim sağlanmaktadır.

Yulaf ekim alanlarını genişletmek ve üretimi artırmak için tescilli kışlık yulaf çeşitlerinin çiftçiye ulaştırılması gerekmektedir.

Yulafın Hasat ve Harman Sorunları:

Yulaf bitkisinin kardeşlenme yeteneği fazladır olumu geciktirir ve hasadı güçleştirir. Bitkideki salkım sayısının fazla olduğu durumlarda tanenin tümünün olumu için gerekli süre uzamaktadır. Genellikle ana saptaki tanelerin sarı olum ile tam olumu arasındaki devrede yulaf biçilmelidir. Bu durumda biçilen saplar 2-3 gün kurutulduktan sonra harman yapılmalıdır.

Ekim Nöbetinde Yeterince Yer Alamaması:

Yulaf gelişmiş kök sistemi nedeniyle topraktaki besin maddelerinden öteki tahıllara göre daha iyi yararlanır.

Yulafın toprak seçiciliği ve toprak reaksiyonuna duyarlılığı fazla değildir. Çok ağır ve havasız topraklarda yulaf yüzeye yakın kökler oluşturarak havalanmayı sağlar. Taban suyu yüksek arazilerde ekim nöbetine alınması gereken bir bitkidir.

Aynı zamanda toprak tuzluluğuna dayanıklı olması nedeniyle sulu tarım alanlarında ekim nöbetinde yetiştirilebilecek başlıca tahıldır.

Yulaf ekim nöbetinde kullanılabilecek önemli bir bitki olmasına rağmen bugün hak ettiği yeri alamamıştır. Bunun nedeni sulu tarım alanlarında yetiştirilen diğer bitkilerle ekonomik olarak rekabet edememesidir. Sulu tarım alanlarında yetiştirilen yulafın veriminin yükseltilmesi ile bu rekabetin sağlayabileceği düşünülmektedir.

Yulaf Veriminin Düşük Oluşu:

Ülkemizde yulaf verimi dünya ortalaması civarında olmasına rağmen istenilen düzeyde değildir. Verimi artırmak için; kuru tarım alanlarında yetiştirme tekniklerinin kullanılması uygun çeşit ve iyi tohumluk kullanımının sağlanması gerekmektedir.

HASTALIKLAR:

Yulaf hastalıkları verim ve kalite düşüşlerine neden olmaktadır. Bu hastalıkların başında pas hastalıkları gelmektedir. Yulaf kara pası (Puccinia graminis avena Ericks) dayanıklı çeşit kullanılmalıdır.

Tüketimin Yeterli Düzeyde Olmaması:

Ülkemizde üretilen yulafın büyük bir kısmı hayvan yemi olarak tüketilmektedir. Hayvan beslenmesindeki sayısız yararları nedeniyle yulafın hayvan beslenmesinde daha da çok kullanılması gerekmektedir. Çünkü yulaf tanesinde bulunan avenin maddesinin koyun ve kuzuların beslenmesine uygun olması gibi sayısız yararları vardır.

Yulaf insan beslenmesi ve sağlığı açısından da önemli bir bitki olmasına rağmen bu önemi insanlarca yeterince bilinmemektedir. Bu önemin anlatılması ve kullanımının yaygınlaştırılması gerekmektedir.